Dr. Kerem Şahinboy

Dr. Kerem Şahinboy

Lojistik Savaşları

Donald Trump ve yandaşı Elon Musk’ın siyaset tarihinde görülmemiş absürt tavırları ve kararları dünya gündemini işgal etmeye başladı. Trump, ABD kültürünün tüm özelliklerini bünyesinde barındırıyor. Renkli, sürekli gündem üreten, sokaktaki adama konuşan, kasaba kurnazı, ben merkezci, görece entelektüel seviyesi düşük ve doğrulardan çok yalanları kendine yakın bulan bir karakter.

Geçenlerde, kongrede konuşurken bilim insanlarının mamut DNA’sını kopyalayarak laboratuvar ortamında ürettiği trans-genetik fareleri transseksüel fare şeklinde dile getirerek yeri geldiğinde bir alay malzemesi olabileceğini herkese hatırlattı. Trump karakterinin bir sistem ürünü olduğunu biliyoruz ancak bu tip karakterlerin yine aynı sistemlerce öğütüldüklerini de bize tarih söylüyor.

Yukarıda ifade ettiklerimize rağmen Trump politikalarının üzerinde düşünülmüş ve son derece riskli olmalarına rağmen bir kumar oynarcasına karara bağlanmış politikalar olduğunu görmemiz yerinde olur. Günün sonunda Trump daha önce 7 defa batmış, risk almakla kumar oynamayı birbirine karıştıran, geçmişi diz boyu şaibelerle dolu bir emlakçı. Bu özellikleriyle, günümüz Amerikalısının kulağına hoş gelen notalara bastığından dolayı da oval ofiste misafirlerini azarlamayı kendine hak gören bir kabadayı.

Covid-19 sonrasında toparlanmaya başlayan lojistik dünyası geçtiğimiz sene küresel anlamda beklenenden daha kârlı bir yıl geçirdi. Sea-Intelligence’a göre, sadece konteyner taşımacılığı dünyasının 2024 yılı toplam kârı 60 milyar USD’yi geçerek rekor kırdı. Bu rakamda Çin’in payı oldukça büyük. Doğudan batıya doğru esen ticaret rüzgarları uzun zamandır ABD’den çok Çin’in yelkenlerini dolduruyor. Çin, dünyanın jandarma gücü lisansını elinde bulunduran ABD’nin tek ciddi rakibi konumuna geldi. ABD, jeopolitik kargaşa, küresel savaş ve gerilim ihracıyla dükkanını çevirirken Çin’in hızına yetişebilene aşk olsun. Bilişimden otomotive (-ki bu ikisini ayırt etmek neredeyse imkânsız), kimyadan savunmaya kadar her bir hücresi yerinde hareket eden bir dev haline gelmiş durumda.

Malumunuz, kendini teknoloji mutfağı şeklinde takdim eden ABD, 5G yarışında bayrağı Çin’e kaptırmıştı. Yapay zekâ çalışmalarında Open AI ve türevleriyle konumunu sağlamlamaya çalışıp bir piyasa-değer kurgusu da yapmayı başaran ABD’nin balonu Çinli Deep-Seek tarafından geçtiğimiz aylarda patlatıldı. ABD, Çin’in yapay zekâ girişimlerinin önünü kapamak adına, NVIDIA’nın ürettiği ve özellikle büyük veri analizinde kullanılan H100 ve A100 çipleriyle HBM (High Band Memory) hafıza birimlerinin satışını bu ülkeye yasakladı. Top benim, oynatmıyorum dedi.

Trump’ın hedefinde minderde sırtını yere getiremediği Çin’i kuliste yormak var. Panama Kanalı’nın olası bir askeri müdahale ile ilhak edilebileceğinin zeminin hazırlanmasının sebeplerinden biri budur. Trump yönetimi, tedarik zinciri darboğazları yaratmanın da bir silah olabileceğini herkes kadar biliyor. Panama Kanalı’ndan geçecek Çin bandıralı gemilere ayrı bir tarife veya operasyonel yavaşlatma uygulaması masadaki seçeneklerden. Trump ve temsil ettiği güç Zelensky’yi oval ofiste “Elinde pazarlık için hiçbir kart yok.” diye paylarken aslında kendi elindeki kartların da pek azametli olmadığını biliyor. Panama Kanalı’yla Grönland’ın benzerliği de buradan geliyor. Orası da eriyen buzulların verdiği imkanla geçmişe göre daha uzun aylar açık kalan ve artık daha sık kullanılmaya başlanan bir ticaret rotası.

Trump’ın ilk kurşun attığı ülke Yemen oldu. İran destekli Husiler uzun zamandır Aden Körfezi’ni ve Süveyş Kanal’ını tehdit ediyorlardı. Yemen’de uzun yıllardır yürütülen bir Suudi (ABD) – İran çatışma ortamı artık iyice ete kemiğe bürünmüş durumda. Husiler korsanca bir tavırla gelen-geçen ticari gemileri vuruyor ve dünya ticaretinin akışını sekteye uğratıyorlar.

S&P Global Market Intelligence'in Ortadoğu başkanı Jack Kennedy, “ABD hava saldırılarının yeniden başlaması, Kızıldeniz ve Aden Körfezi'nde ABD ve müttefik deniz varlıklarına yönelik daha fazla Husi saldırısı olasılığını artırıyor ve Husilerin hedef seçimi konusundaki belirsizlikler nedeniyle tüm transit gemiler için ciddi bir risk oluşturuyor,” uyarısında bulundu.

Kennedy, “Verilerimiz, Husiler tarafından hedef alınan gemilerin %63'ünün ABD, Birleşik Krallık veya İsrail ile herhangi bir net bağlantısının olmadığını gösteriyor. ABD’nin açıkladığı niyet, seyrüsefer özgürlüğünü yeniden tesis etmek olsa da Husilerin merkezi olmayan füze kapasitesi ve bölgesel nüfuz sağlama amacı durumu karmaşıklaştırıyor ve muhtemelen deniz taşımacılığı ile bölgesel istikrara yönelik tehditlerin artmasına yol açacak.” diyerek bölgenin önümüzdeki aylarda yeni bir “hot-zone” olabileceğini işaret ediyor.

ABD ve Birleşik Krallık koalisyon güçleri burada kontrolü ele geçirmek için gerekli müdahaleyi yaptı. Trump döneminde bölgenin kuzeyden Suudileri de yanına alarak ilhak edilebileceği bir operasyon görürsek şaşırmamak lazım. Görüldüğü üzere, gündemin üst katmanlarını, yardımcısı JD Vance’ın çoraplarıyla işgal eden Trump, birkaç katman altta bilinçli bir küresel lojistik savaş başlatmış durumda.

SCFI (Shanghai Containerized Freight Index) küresel yükseliş trendini 2025’te kaybetti ve yılın ilk iki ayında navlunlar %47 oranında düştü. Bu hepimiz adına çok ciddi bir risktir. Navlunların yükselmesi umut kırıntıları ve sıkışmışlıkların kısmen regüle olduğu dönemlerin artan talebine dayanıyor, kalıcı bir yükseliş bekleyerek yatırım projelendirenler dikkatli olmalı. Salgından dolayı eve tıkılan kitleler en ufak bir rahatlamada tüketimle ‘iyileşmeye’ çabalıyorlar. Diğer yandan düşüşlerin sebepleri çok boyutlu ve ne yazık ki çok daha sağlam temelli.

Küresel ticaret rotalarındaki değişiklikler, Çin’in güç kazanmaya devam etmesiyle birleştiğinde ABD'nin stratejilerinin bir sonucu olarak şekillendi. 2024 yılı itibarıyla Çin'in global konteyner taşımacılığındaki payı %35'e yükseldi. Bu, Çin'in sadece üretim değil, aynı zamanda lojistik sektöründe de büyük bir oyuncu olduğunu kanıtlar nitelikte. Aynı dönemde, ABD'nin konteyner taşımacılığındaki pazar payı %28 civarındaydı. Bu fark, her iki ülkenin lojistik stratejilerinin ne kadar farklılaştığını ve Trump’ın politikalarının bu farkı artırma eğiliminde olduğunu gösteriyor. Trump’un her mikrofon karşısına geçtiğinde Grönland’ı ilhak edeceğiz, Kanada’yı 51. eyaletimiz yapmalıyız, Panama Kanalı’nı geri alacağız demesinin sebeplerini bu resimde aramalıyız.

Belli ki, lojistik darboğazlar yaratabileceğini ve oluşacak kaos ortamından ekonomik ve politik kazançlar sağlayabileceğini gören Trump, bu imkânı çekinmeden kullanacak. Yemen’in bölünmesi ve İran destekli Husilerin elindeki coğrafyaların ABD ve yakın müttefiklerinin kontrolüne geçmesiyle Süveyş Kanalı’nın güney kapısı sorunu çözülmüş olacaktır. Sorumuz şu olmalı: Gerçekten sorun bu şekilde mi çözülecek?

Diğer yandan, emlak kralı Trump’ın Gazze’ye duyduğu “aşkın” sebebi oraya kurmayı planladığı golf otelleri ve kumarhanelerden çok Süveyş’in kuzey kapısını kontrol edebilecek bir askeri “mangayı” da buraya konuşlandırabilecek olmasından kaynaklanıyor olabilir. Bir başka deyişle, ABD’nin Trump’la birlikte değişen küresel paradigmasında dünya ticaretinin %15’inin geçtiği Süveyş’in defacto sahibi konumuna gelmesi söz konusu.

Görünen o ki, günümüz güç sahipleri, daralan emperyalist imkanlardan dolayı “geldim-gördüm-çöktüm” politikaları izlemekten çekinmiyorlar. Devletler hukuku, uluslararası anlaşmalar ve insanlık onuru gibi başlıkları bir süreliğine unutabiliriz. Rusya’nın Ukrayna topraklarını ilhakı, ABD’nin doğrudan ve umarsızca Grönland’ı, Kanada’yı ve Panama’yı isteyebilme cüretinin altında yatan nedenleri incelemek gerekir.

Bu gözlükle baktığımızda dünya üzerinde böylesi stratejik öneme sahip birkaç geçiş noktası olduğunu görüyoruz. Bunlardan ikisi Türkiyemizin misak-ı milli sınırlarında kalıyor: İstanbul ve Çanakkale Boğazları. Diğerlerini sayacak olursak, Malakka Boğazı (Malezya- Endonezya-Singapur), Lombok ve Sunda Boğazları (Endonezya), Bashi Kanalı (Filipinler – Tayvan), Miyako Boğazı (Çin- Japonya) ve Tayvan Boğazı. Dikkatimizden kaçmış olanlar varsa affola.

Yukarıda saydıklarımız arasında ekonomik ve stratejik anlamda en öne çıkan nokta Malakka Boğazı’dır. Dünya ticaretinin neredeyse %40’ının geçtiği bu boğaz Çin’in özellikle enerji ithalatının atardamarı konumundadır. ABD ile Çin arasında Malakka Boğazı odağında uzun süredir bir lojistik savaşı sürmektedir. Avustralya, Singapur ve hatta Hindistan gibi müttefiklerini yanına alan ABD, INDOPACOM (Hint-Pasifik Komutanlığı) kuvvetleriyle sürekli devriye gezerek bir kriz anında Malakka’yı kapatma gücüne sahip olduğunu göstermektedir. Adeta Çin’in burnunun dibinde provokatif bir kabadayılık örneği sergilemektedir. Singapur’daki Changi Deniz Üssü’ne yerleşen ABD donanması “Bu mahallede de ticareti ben kontrol ederim.” demektedir. Bunun yanı sıra, Freedom of Navigation Operations (FONOPs) tatbikatlarıyla Malakka’daki askeri varlığını sürekli olarak diri tutmaktadır.

Lojistik savaşlarını teoride iyi kurgulayan ABD, Malakka Boğazı’nın hemen çıkışında yer alan Hindistan’ın Andaman ve Nikobar Adaları’na konuşlandırdığı askeri gücüyle yukarıda bahsettiğimiz Süveyş Kanalı giriş-çıkışlarının tahakküm altına alınması stratejisine benzer yaklaşımlar ortaya koymaktadır.

Bunlar yaşanırken, Çin’de boş durmuyor elbette. Pakistan’la CPEC (China-Pakistan Economic Corridor) anlaşması yaparak Gwadar Limanı’na yatırım yapıyor. Böylelikle Malakka’ya olan bağımlılığını azaltmayı hedefliyor. Eş zamanlı olarak Myanmar’daki Kyaukpyu Limanı’ndan Çin’in Yunnan bölgesine dev bir petrol ve doğalgaz boru hattı inşa ediyor. Bildiğiniz üzere, Myanmar’daki yönetime el koyan Çin destekli askeri cunta ile batı ülkeleri destekli direnişçiler arasında iki yıldır ciddi çatışmalar sürüyor. Çin, Rusya ile iş birliği yaparak Kuzey Kutbu üzerinden Avrupa’ya ve enerji kaynaklarına erişmeye çalışıyor. Küresel ısınma sebebiyle Arktik bölgesi giderek daha fazla kullanılabilir hale geliyor. Hatta, oyunda elini yükselten Çin, Spratly ve Paracel Adaları gibi bölgelere yapay adalar inşa ederek buraları askeri üslere dönüştürüyor.

Anlaşılan, lojistik kavramının önemi ve değeri bugün olduğu gibi yakın ve orta vadede artışına devam edecek. Lojistik sadece bir depolama, taşıma, gümrükleme, paketleme, sipariş yönetme fonksiyonlarından ibaret endüstriyel bir dal olmanın yanında devletler arası güç dengelerini belirleyen bir araç olarak da kabul ediliyor ve edilecek. Uluslararası tedarik zinciri dünyası gündemi Trump’ın ticaret boğazları üzerindeki lojistik savaşı kararları ile Çin, Hindistan, AB ve Rusya gibi güç odaklarının bu hamlelere vereceği cevaplarla oluşacaktır.

Son söz: Elinde dünyanın en değerli iki boğazını bulunduran Türkiye’mizin anlaşmalara saygılı, çok boyutlu ve incelikli bir uluslararası siyaset yürütmesi gerekmektedir; aksi takdirde bugün birilerinin malına çöküldüğü gibi (!) bir başkası da aynı aymazlık ve hukuksuzlukla gelip bizim malımıza çökmeye kalkabilir.

Türkiye’min yüce Türk Halkı’nın Ramazan Bayramı’nı kutluyor, demokrasi ve hürriyet dolu günler diliyorum. Hukukun tarafsızlığının ve üstünlüğünün egemen olduğu, hakimiyetin kayıtsız şartsız millete ait olduğu, laik, çağdaş, Atatürk ilkelerine bağlı, makamının milletin emaneti olduğunu bilen asker-sivil bürokrasinin beşiği, devlet kurumlarının yetim hakkını gözeterek çalıştığı bir Türkiye’de nice bayramlara ulaşmamızı temenni ediyorum.

Bu yazı toplam 348 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.