Dr. Kerem Şahinboy

Dr. Kerem Şahinboy

Köpek Balığı Yumurtası Gören Var Mı?

Hiç köpek balığı yumurtası göreniniz var mı? İlginç spiral bir şekli vardır. Geniş tarafından dar uca doğru döne döne inen, yarı şeffaf ve oldukça ilginç bir varlıktır. Şimdi, "Köpek balığı yumurtasının konumuzla ne ilgisi var?" diyeceksiniz. Ülkemizin içinden geçtiği, iktisat ve uluslararası ticaret tarihine kara harflerle kaydedilen, sürekli hatalar yapılarak, hatalardan ders çıkarmak yerine benzerlerini tekrar ederek devletin resmen tahribata sürüklendiği döngüyü görsel anlamda ifade ettiği için bu döneme köpek balığı yumurtası dönemi diyorum.

Başımızdaki 'ekonomist' sağ olsun, nedense yabancılara karşı eli çok açık, vatandaşa karşı ise oldukça cimri tutum takınan, şimdiye kadar iktisat tarihçileri ve teorisyenlerince bir yere konulması, tanımlanması mümkün olmayan "Nas Ekonomik Sistemi (NES)" olarak ifade edilebilecek bir yapıyla ülke yönetildiğini görüyoruz. NES'te dostların bizi alışverişte görmesi ve itibardan tasarruf edilmemesi üst seviyede önem taşıyor. Bu sebeple, döviz olması gerekenden daha ucuz fiyatlanıyor ki, ihracatçı bu sarmalın içinde sıkışıp kalsın. Dövizin fiyatlanabilmesi dahi bir erk göstergesidir, elinizde fiyatlayacak bir döviz olması gerekir. Şimdiye kadar başkan konusunda bir türlü dikiş tutturamayan ve kağıt üstünde bağımsız hareket sahası olduğunu bildiğimiz Merkez Bankası ise para politikaları konusunda, vaktiyle Escobar'ın kızını soğuktan korumak için yaptığı gibi sürekli olarak ya dolar yakarak ilerliyor ya da sıcak para ile döviz istifliyor. Denge yok.

Döviz elde etmenin yolları bellidir. Biz kalıcı olanlarından çok, çok kısa vadeli, neredeyse günlük hareketle, yüksek faizle, en hızlı pozisyon değiştiren Hedge fonlarına "gel-gel" yapıyoruz. Yüksek faizin adını "Kur Korumalı Mevduat" olarak da değiştirseniz, "Enflasyon sebep, faiz sonuçtur." da deseniz, güneş balçıkla sıvanmaz. Bu eylem, yangına benzin döküp, üzerine körükle gitmekten başka bir şey değildir. Hepimiz tek bir kişinin, mesnetsiz tahayyül yeteneğine biat etmiş şekilde, yarınımızın bu günden daha iyi olacağını bekliyoruz, ancak gerçekler çok farklı.

Hepimizin gördüğü üzere, USD bir süredir kimi seviyelere çapa atıp bekliyor. O sırada sokaktaki fiyatlardaki zıplamaları görüyor ve eziliyoruz. Emtia ve hizmet fiyatlarındaki artışla dövizdeki artış arasındaki rasyonel bağ koptu. Madem 1 USD, 32 TL seviyelerinde, biz nasıl bu denli hızlı fakirleşiyoruz? Nakliyecilerimiz otoban, köprü, maaş ödemelerinde neden düne göre daha zor günlerden geçtiklerini söylüyorlar? Sebeplerinden biri NES'te çizilen resmin bir hayal ürünü, bir 'kandırmaca' olması. Gerçek resim sokakta, sanayide, limanda, ticarette, alışverişte çiziliyor.

Hedge fonları bir süredir ülkemizdeki yüksek faiz sebebiyle neredeyse 'kasamıza' döviz yağdırıyor. Bu gelen paranın sıcak, kalacağı süre bakımından hem de "sımsıcak" para olduğunu bilmem hatırlatmaya gerek var mı? Yurt dışındaki bir kişi, 1000 USD'sini bankaya koyup, bir sene sonra 40-50 USD faiz gelir elde etmek yerine, Türkiye'ye gelip bu rakamın (hem de döviz bazında) neredeyse 10 katını elde edebileceğini gördükçe gelen paranın miktarı artıyor.

Üretim? Üretim yok! Doğrudan yabancı yatırımı (FDI)? Nerdee! FDI Intelligence'ın raporuna dayanarak, 2024'te güzel bir momentum yakalayan ve bolca 'gerçek' yatırımcı çeken Kamboçya, Kenya, Sırbistan, Azerbaycan, Namibya gibi ülkeler arasında ülkemiz yok. Şöyle bir hafızanızı yoklayın, son beş yılda ülkemize fabrika veya tesis kuran, üretim gerçekleştiren, hem iş gücü hem de sermaye istihdamı yaratan, büyük ölçekli kaç yatırım hatırlıyorsunuz?

Yabancı, sıcak paracı yatırımcı, kısa süreli gelip, bir çay içip, vurgun yapıp gidiyor. Para gelmeye devam ettikçe döviz uysallaşmış görünümünü değiştirmiyor. Sıcak paranın gelişiyle gidişi arasındaki o kısıtlı sürede Merkez Bankası, hazinemizdeki döviz rezervlerini şişiriyor ancak nereye kadar?

Dün harıl harıl eksi yetmiş beş milyar dolarları görmüş hazinemizden döviz satarken, swap tutarlarıyla göz boyamaya çalışırken bugün kasada nasıl 150 milyar Dolar var? Hangi imkanlarla edindik? İhracat gelirleri mi? Varlık fonlarından gelen gelirler mi? Vergi gelirimiz mi arttı? Teknoloji ihracatı mı yaptık? İşsizlik dibe vurdu da, stopajlar paçalardan akacak denli fazla mı tahsil ediliyor? Yoksa başkasından yüksek faizle aldığımız 'borçla' döviz balyaladık ve tribünlere mi oynuyoruz? Atalarımız, el atına binen tez iner demişler. Siyasiler bu durumu ülke güllük gülistanlık oldu, daha ne istiyorsunuz diyerek pazarlamaya çalışsalar da vaziyet karanlık. 1000 USD ile gelip, 1300 USD ile çıkanların kendi ülkelerinde reel enflasyon olarak tahammül etmek zorunda oldukları seviye %2-3'lerde iken burada Türk vatandaşının hissettiği enflasyon %200 üzerinde.

Köpek balığı yumurtası sarmalımız bir sonraki adımda faizlerin düşürülmesiyle kendini tekrar eden bir yapıda gelişiyor. Gerçi burası Türkiye, rüzgar soldan eser ve bir anda faizleri tepelerde de bulabiliriz. Yurt dışı yatırımcısını zengin eden NES, kendi vatandaşını hızla fakirleştiriyor. Yakında, hem de çok yakında faizleri düşürmek ve elekle taşıdıkları suyun birkaç damlasını kurtarmak isteyeceklerdir ancak, iş işten geçti. KKM'nin sürdürülebilmesinin imkanı yok. Bu denli yüksek faizi vererek elde edeceğiniz fonları yüksek getiri, istihdam, verimlilik sağlayacak noktalarda değerlendirmeniz gerekir ki, satın aldığınız paranın bedelini ödeyebilesiniz. Üretime, hukukun bağımsızlığına, eğitime çözüm getirmeyen devlet büyüklerimiz, kendilerinden daha fazla siyasileşmiş Diyanet'e milyarlarca TL'lik bütçeler hediye ediyor. Hastalık belli, tedavi yanlış; hasta ölüyor diyenleri mahpushaneye atıp, yanlışı devam ettirenleri rütbelerle taltif ediyoruz. Akıl tutulması bu olsa gerek.

Malumunuz, ülkeler şirketler gibi batmaz. Yanlış siyasi figürlere teslim edilen ülkeler moratoryum ilan ederler ve halk bu zor karar sonrasında pestile döner. Zaten, o noktaya gelene kadar ya yüksek enflasyonist ortamda, ya da stagflasyonist bir ortamda perişan olacağı kadar olmuştur. Faiz indirimi sonrasında, yüksek kârlara alışmış olan sıcak paracı kesimin anında toz olduğunu göreceğiz. Bu durumda dövizi dizginleyebilecek hangi NES aracımız var, bilen var mı? En son halıları, gümüş kaplama çatal-bıçak takımlarını ve fazla ayakkabıları satmıştık. Boş evde sesimiz duvarlarda yankılanıyor.

Cepte para olmadan kabadayılık biraz zordur. Savaşları genelde parası olanlar kazanır. Aç karnına ne sahada, ne masada cenk edilir. Vaziyet böylesi sarpa sararken, düşen faizlerden sonra kaçan fonların peşlerinde sürüklediği faiz kazançları ardında ya sarmaldaki gibi tekrar faiz yükselmek zorunda, ya para basmak durumunda ya da birilerinin kanatları altına girip ülkeyi zombileştirmek durumunda kalırsınız (Bkz. Çin'in zombisi olmuş çoğu Afrika ülkeleri). Para basarsak, Türk Lirası yokuş aşağı, freni boşalmış araba gibi hızla değer kaybedecektir, -kaldı ki zaten o rotadayız. Bir Zimbabwe veya Venezuela olma yolunda hızla ilerliyoruz. NES kendi mezarını kazıp, içine girdi ancak üzerine toprak atacak kimseleri bulamayabilir. Onlar kalanları soymakla meşguller. Talan çok büyük.

İçimizi karartın diyenlere, eğlendirici bir örnek vereyim. Merhum Aziz Nesin, Türklerin %60'ı aptal demeyip, %40'ı akıllıdır deseydi böyle tepki çekmezdi. Ben de size harika bir iç talep sayesinde kimi çarkları devam ettirebildiğimizi söyleyebilirim. Büyük bir ülkeyiz ve iç talep su alan gemiyi batmaktan kurtaran bir sintine pompası gibi çalışıyor. Bizi, şimdilik resesyondan kısmen koruyan unsurlardan biri bu. Ancak, konut ve otomotiv gibi segmentlerde talep, alım gücünün düşmesiyle birlikte aşağı yönlü hareket ettiğinden kimse durgunluk ortamının imkansız olduğunu düşünmemeli.

Yüksek enflasyon, düşük üretkenlik artışı, düşük işgücüne katılım ve istihdam seviyeleri ve zayıflayan doğrudan yabancı yatırım dahil, potansiyel büyümeyi baltalayan uzun süredir devam eden makro ve yapısal zorluklar, sürdürülebilir ekonomik büyümeyi hızlandırmaya yardımcı olacak sağlam mali önlemler ve iddialı yapısal reformlar gerektirecektir. Şimdilik, bu tedavi süreçlerinden uzağız. Daha çok yeni anayasa, Kobani Davası, Akp-Mhp iç çatışmaları, İsrail'le kesilen ticari ilişkiler gibi tribünlere oynanan bir tragedyayı izliyoruz ve ne yazık ki bu piyesin sonunu biliyoruz. Mevcut atmosfer, ülkenin korkunç bir çöküşten çok, uzun süreli ve acı dolu bir iyileşme sürecinde neredeyse komada yaşamasını 'sağlıyor', diyelim de birilerinin gönlü olsun.

Bu açıklamalarımız ışığında, kasamızdaki paranın, sınırlarımızı güvenle koruyor olmamızla bağlantılı olduğunu görebilirsiniz. Döviz kurunun seviyesini cüppesini satmamış veya sindirilmemiş hakimlerin çoğunlukta olduğu bir hukuk sistemiyle birlikte değerlendirmeliyiz. İşgücünün üretime katılma oranlarının, siyasal İslamcı tarikatlarca genetiği bozulmamış eğitimle bağını net olarak görebiliriz. Diyanete yüz milyarlarca lira bütçe aktarıp, eğitimi göz ardı eden bir hükümet sistemiyle yönetilen bir ülkeye uzun vadeli, kalıcı, istihdam ve vergi kaynağı yaratacak direkt yabancı yatırımcıların çekimser baktığını da biliyoruz. Özetle, "Bir ağrı kesici al, geçer." teşhisiyle tedavi edilemeyecek derinlikte sorunlarımızı gündelik reçetelerle çözemeyeceğimizi seksen beş milyon olarak biz biliyoruz ancak NES'in 'kuramcısı', büyük ekonomist bilmemezliğe yatıyor sanki.

Köpek balığı yumurtası devrinde hangi aşamada olduğumuzu toplumsal bir uyanışın olup olmaması belirleyecek gibi. Erken seçim bir aşama olabilir ancak, bazıları neredeyse kalıtsal hale gelmiş sorunlarımızın çözülmesi birkaç on yıl alabilir. Özellikle hukukun üstünlüğünü ve tam bağımsızlığını, siyasilerin ve siyasetin devletin sahibi olmadıklarını, halkın egemenliğinin asıl olduğunu, güçler ayrılığının parlamenter sistemle güvenceye alındığını, devletin tüm kurumlarının direkt Anayasa Mahkemesine bağlı bir kurum tarafından Yüce Türk Milleti adına korkusuzca denetlendiğini, laikliğin kırmızı çizgimiz olduğunu toplumun tüm kesimleri tavizsiz şekilde kabul etmedikçe içinde bulunduğumuz bataklıkta çırpınmaya devam edeceğiz demektir.

Dr. Kerem Şahinboy
[email protected]

Bu yazı toplam 476 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.